Yaratılıştan ya da her neye inanıyorsan o tarihten günümüze kadar insanların bir ve beraber yaşama isteği nereden gelmekte? Neden bir dağ başında bir gün olsun yalnız kalmak kulağa çok tehditkar geliyor? Onu geçtim kendinize ait evde bir süre yalnız kalmak neden kötü hissettiriyor? Neden 40 yıllık eşi ölen adam 40'ı dolmadan yalnızlığa sövüyor, eşine beni neden yalnız bırakıp gittin diyor? Hayatta o kadar eşik var ki aşılması gereken. Bu örnekleri çok fazla artırabiliriz ama asıl amacımızdan şaşmamak gerektiğini düşünüyorum.
Güzel bir laf vardır 'hayatta bütün oyuncaklar senin olamaz' diye. İsteklerimiz çok fazla, düşününce kendimizden, ailemizden, yaptığımız uğraştan, uyandığımız yeni bir günden bile bir sürü isteğimiz oluyor. Unutmamak lazım bazı anlar bütün yollar kapanır ve çıkmaz sokağın başında çaresiz beklemen gerekir. İşte tam bu noktada hayat çizgimiz oluşmaya başlamakta. Şöyle bir düşünün hepimizin aklında 'keşke o zaman şöyle yapsaydım' dediğimiz bir torba dolusu olay vardır. Çıkmaz sokağın başında geri mi döneceksin ya da duvarı aşmanın yolunu mu arayacaksın? Tek başına bir adım mı atacaksın ya da birilerinden yine eşlik etmesini mi umacaksın? Merak etmeyin bu yazıyı yazarken mazoşist duygularımın eşliğinde acı çekmenizi ve bütün zorluklara amansız bir biçimde katlanmanız gerektiğini söylemeyeceğim. Tek yürümeniz gereken yerde tek yürüyün eğer bir omuz yardım alacağınız imkan varsa onu alın. Ancak hayata karşı sürekli bir muhtaç rolünü oynamak yerine bazı yolların tek başına yürüneceğini unutmayın.
Doğum, ilk adım, girdiğin sınavlar, yaşadığın hastalıklar, ölüm..
Yorumlar
Yorum Gönder