'Lütfen bana kötü davranma' dedi.
'Biz bize kötü davrananları seviyoruz' diye karşılık verdi diğeri.
28 yaşındaydı, kendine göre hayatının baharındaydı. Bir evlilik geçirmişti, ancak her şeyi olmamış gibi bir kenara koyacak kadar kendini güçlü hissediyordu. Her sabah 07.18'te uyanır, saatin alarmını 30 saniye çaldıktan sonra kapatır, terliklerine kadar 12 adım atarak uyku mahmurluğunu atmaya çalışırdı. Her gün değişmeyen şeylerden biri uyanır uyanmaz kalktığında kahvesini hazırlamaktı. Bir ölçeğe bir şeker ve azıcık süt, bu ölçü hayatının her günün özeti gibi..
Sabah sayılarla imtihan bittikten sonra kendini bir nebze rahat hissetti. Evden çıkacağı sırada yapacağı en son şeyi unuttu, duvardaki tabloları kendine göre en doğru şekilde hizalamak. Ayakkabılarını giyip anahtar ile kapıyı iki kez kilitledikten sonra yola koyuldu. Köşedeki Kazım Efendiden günlük gazetesini alırken yine bozuk paraları hesaplayıp para üstü olmayacak bir şekilde uzattı ve peşine tek kelime 'kolay gelsin.' Gazeteyi açıp okumaya başladı. Ankara'da kapıyı kilitlemeden dışarı çıkan bir kişi, evine giren hırsızların yol açtığı şeylerden bahsediyordu, biraz önce evden çıkarken kapıyı açık bırakma ihtimali onun yakasına yapışmıştı bile. Hemen gazeteyi buruşturup çantasına soktu. Koşar adımla apartmanın merdivenlerini çıkarken bile 55 adımdan ne az ne de fazla atıyordu. Soluk soluğa geldiği kapıda anahtarını çıkarıp taktığında içine bir ferahlama gelmişti bile.
İş yerine geldiğinde 27 dakika geç kalmıştı. Bunu telafi etmek için bugün 17.27'de çıkması gerekiyordu. Onun için kurallar insanın kendine karşı saygı göstermesiydi. Masa düzeni, bilgisayar açısı, yanındaki kişilere söylediği kelimeler.. Hayatta onu tarif edecek bir kelime varsa o 'düzen' kelimesiydi.
Olur olmaz düşünceler, anlamsız sayı baremleri, kişileri ve olayları kafasında ezbere bir yere yerleştirmek... Ona göre bu yaptıklarının hepsi hayatı rahat yaşamak için olmazsa olmazdı. Ama şunu bilmiyordu, stressiz bir hayat isteği zihnen rahat olabilirdi belki ama her gün evrilen, değişen bu dünyada aynı kalmaya çalışmak bir hedef olamayacak kadar ironik bir durumdu. Her gün, her an aynı kalan tek şey evimizdeki vazo ya da kapımızdaki arabadır. Değişime direnmek, yaşadığı aynılığın ona keyif verdiği rolünü oynamak kişiliğini görmezden gelmektir.
İnsanların hayatında her zaman var olan ritüeller olmazsa olmazdır. Eve girdiğinde ilk yaptıkları, yeni biri ile tanışırken kullanılan kelimeler, giysi alırken kafada oluşan kendine has kıstaslar, evde genelde oturduğu koltuk, yatakta uyuma şekilleri bile bir ritüel sayılabilir bu noktada. Eski çağlarda yapılan ayinler, tekrarlayıcı hareketler, bebekleri uyuturken aynı şeylerin sürekli tekrarı gibi şeyler tekrarlayıcı hareketlerin insanlara rahatlık sağladığını ortaya koymakta. Ölüm üzerinden 7 gün, 21 gün, 40 gün, 52 gün geçmesi, bazı toplumlarda 13 sayısının şanssız sayılması ya da herhangi bir tarihin bir kişi için totem haline gelmesi bazen bireysel bazen toplumsal norm haline gelebiliyor. İnsana belirli bir oranda rahatlık veren ve yapıldığında kontrol kaybına neden olmayan aktiviteler takıntı, saplantı veya obsesif bir durum olarak sayılmamakta. Eğer günlük veya dönemsel olarak kendimizi alıkoymadan bazı hareketleri yapıyorsak obsesif yanımız alarm veriyor olabilir.
Obsesyon, kişiye zarar veren ve kaçınmaya neden olan düşünceler anlamına gelmektedir. Kompülsif davranışlar ise bu düşüncelerden kaçınmak için eyleme geçme durumudur. En yaygın Obsesif Kompülsif Bozukluk(OKB) türleri; temizlik(hijyen, mikrop bulaşma hissi) saplantısı, simetri(düzenleme, sayma, sıralama gibi) saplantısı, zarar(kendine veya başkasına zarar verme korkusu) saplantısı, yasak veya tabu düşünceler(dinsel, cinsel, saldırganlık temalı) ile ilgili saplantılar.
Son zamanlarda artarak daha çok gündem olan OKB konusu toplumda %1 ile %3 arasında yaygınlık göstermektedir. Diğer rahatsızlıklara göre daha çok yaygınlık alanı göstermektedir. Son yaşanan pandemi dönemi sonrası tekrarlanan döngüsel temizlik rahatsızlıkları buna bir örnektir. OKB etiyolojisinde genetik, gelişimsel dönem travmaları, sonradan öğrenilen korkular veya kaygılar yer almakta.
Genetik olarak önerilen teorilerin en çok alıcısı bulunanı; insanların belirli bir risk algısı ile doğdukları ve yaşadıkları aşikardır ancak bazı insanların risk algısı daha geniştir. Başıma bir şey gelecek bu nedenle bunu yapmamalıyım veya bunu yapmazsam başıma kesin bir şey gelecek fikri bazı insanlarda risk alanı yaratmaktadır. Genetik olarak risk alanı geniş olan insanların beyindeki bazı işlevleri yeteri kadar aktif halde bulunmayabilir. OKB'nin içeriğinde bazı hareketleri istemsiz yapmak veya istemli olarak yapmamak vardır. Risk alanı geniş olan insanlarda OKB görülme sıklığı diğer insanlara oranla daha fazladır.
Yaşanan dönem travmaları, örneğin 2,5 yaş civarı çocukların sahiplenici depresif tutumları, ergenlik çağı beden değişimine yetişmeye çalışan insanın bazı noktalarda takıntı oluşturması, yetişkinlik-yaşlılık dönem geçişi kabullenici olmayan tutarsız dönemsel davranışlar gibi dönem sorunları sonrası OKB sayılabilecek hal ve hareketler insanlarda baş gösterebilir. Bu dönemsel buhranların yol açtığı davranış örüntüleri sağlıklı bir çevrenin varlığı ile bir süre sonra aşılabilir ancak yeni durumu çok anormal karşılayan insanlarda derinleşen bir OKB hikayesinin izleri görülebilir.
OKB için belki de çok önemsenmeyen, üstü kapatılan ve insanların kendine yakıştırmadığı kısım, bireye ait korku ve kaygının neden olduğu davranış örüntüleridir. Hayatımızdaki insanları kurduğumuz iletişimin sonuçlarına göre değil, kurduğumuz ilişkilerin gittiği yöne doğru sınıflandırmayı yeğleriz. Herhangi bir insan bizim için bir eş, çocuk, amca, dayı, patron, iş arkadaşı, ilkokul arkadaşı gibi sıfatlar alabilir. Ancak biz amcamızla sırf amcamız olduğu için yakın olmayız onu seversek yakınlaşırız veya patronumuzla içli dışlı olmak için sağlam bir ilişki isteriz. Kurduğumuz bu ilişkiler bizim bilincimize, bilinçaltı bölümümüze veya bilinçdışı gaipler alemine tesir eder. Bu noktadan sonra hayatımızdaki bazı insanlar bizim sevincimiz ya da bizim kaygı noktamız olabilir. Çok sevdiğimiz çocuğumuzun başına bir şey gelecek korkusu sonrası yaptığımız koruyucu tekrarlayan hareketler, herhangi bir nedenle antipatik gelen eski komşumuz ile iletişim kurmamak için yaptığımız karakter dışı hareketler bu durumlara örnek sayılabilir. Korku sonradan öğrenilen bir olgudur. Korkular ve bizim dışımızda gelişen ve bize etki eden kaygı durumları anormal davranış örüntüsü oluşmasında önemli bir etkendir.
Takıntılar, saplantılar, davranış bağımlılığı haline gelmiş eylemsel hareketlerimiz; işte bunların hepsi biraz biraz hepimizde var ve şunu belirtmeliyim ki bu kaygı ve korkular bizim bir işi başarıyla yapmak için hayatımızda bulunan görece kötü ancak faydalı bir dürtüsellik sağlayan hareketlerdir. Herhangi bir eylemi sonuca ulaştırmak için o eylemin kaybedilebilirliğini hissetmek eylemin değerini artırır. Bu her konu için geçerlidir. Şair boşuna dememiş 'Onu ne kadar sevdiğin konusunda karşı tarafta bir güven oluştur ve oturup olacakları izle.'
Stres, kaygı, korku, heyecan hep hayatımızda var olacak ve bunlara karşı negatif duygular besledikçe bizler bir adım gelişme gösteremeyeceğiz. 'Stres mi o işte benim yaşadığım stres', 'korkularım mı işte ben onlarla buradayım, onlarla varım', hayatımızı gül bahçesi gibi görmeye meyilli olabiliriz ama elimize batan ilk diken 'ben oynamıyorum' deme hakkını bize vermez. Bir sorunumuz var ise kabullenip üzerine gitmeliyiz. OKB veya herhangi bir rahatsızlık için geçerli olan tek şey; rahatsızlıkların kökeni ani gelişen olaylar değildir, ilmek ilmek dokunan hayatımızda yanlış atılan düğümlerdir. Bu düğümleri bulup düzeltmek için bazen geçmişe, bazen gelecekteki bize yönelmeliyiz.
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anınParçalanmaz akışında.
Yorumlar
Yorum Gönder