Ana içeriğe atla

Kötü Resim

Yatağımın karşısında bir pencere var. 

Odanın duvarları bomboş. 

Nasıl yaşadım 10 yıl bu evde? 

Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? 

Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. 

İşte sonunda anlamsız biri oldum. 

İşte sonum geldi. 

Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim; 

kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım. (Tehlikeli Oyunlar)

    İnsana sorulduğu vakit her yaştan küçüğü büyüğü yaşantısının çokta kötü olmadığını söyleyecektir. İyilik ve kötülüğün göreceli olduğunu bir kenara bırakırsak, kesin iyi ve kesin kötü varlığını kabul ettiğimiz hallerde bile herkesin hayatı iyi tarafta yer almayacaktır. Her yerde ve her insanda denk geldiğimiz iyilik algısı çoğu insanı rahatlatan en azından sorunlarını bir nebze olsa arka plana atan bir maske şekline gelmiş durumda. Hepimizin çeşitli maskeleri mevcut nitekim Jung bu tabiri teorisinin önemli bir köşesi olarak ele almış durumda. Ancak anormallikler tam şu noktada başlamakta; takındığımız maske ne kadar bizi ifade ediyor? Sürekli birilerine iyi gelmek sürekli birileri bizden kopmasın diye kendinden ödün vermek zamanla farketmediğimiz alışkanlıklara dönüşebilir. Size bir soru sorarak yazımı toparlamak istiyorum:

  • En son kendinizden ödün verdiğiniz ve başkaları iyi hissetsin diye yaptığınız ancak gerçekten yapmak istemediğiniz şey ne? 
  • Bu yaptığınız şey aynı kişiye karşı sürekli bir hal almış mı? 
  • Siz kendinizden ödün verirken karşınızdaki kişi bunu görüyor ve karşılığını gösteriyor mu? 

Bu sorular en azından sizin başkaları için ne kadar kullanışlı bir aparat olduğunuzu anlamaya yarayacak bir ipucu olacaktır. 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Merhamet Eksiği Olan Bir Süperegoya Sahip Olmak

    Bir insanın yaşadığını nasıl anlarız? En amiyane tabirle, nefes alıp veriyorsa ve hareket ediyorsa, nabzı tepki veriyorsa, o insan yaşamakta deriz. Konuya “yaşamak” kavramıyla girme nedenim; acaba gerçek manada bu hayatı yaşıyor muyuz? Ya da bazı filozof ya da bilim adamlarına göre bir yanılsama içinde miyiz? Bu soruların cevabını büyük ihtimalle insanoğlu var olduğu sürece merak etmeye devam edeceğiz. Ben bugün biraz daha kolay olanı seçiyorum; yeryüzünde nefes alan, nabzı atan her insanı ve kendimi gerçek bir hayatın içinde var olduğunu düşünüyorum. Ne şekilde kabul edersek edelim, insanoğlu her yönüyle çok katmanlı bir yaşam metaforu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ben bugün bu katmanlara yapısal bir alandan bakarak yazımın başlığına dönmek istiyorum:  Merhamet eksiği olan bir süperego varlığı... Her ne tarafa dönsek, insanların faydacı, çıkarcı ve bencil varlıklar olduklarına dair şikâyetlerle karşılaşmaktayız. İnsanlar için işin kolay yanı, evinin önündeki pisliği ...

Kafeinsiz kahve, Laktozsuz Süt, Aşksız Evlilik.

 İnsanlar bazen kafeinsiz olarak kahveyi tüketmeyi ve laktozsuz olan sütü kullanmayı tercih etmekte. Peki aşksız bir şekilde ilişkiyi sürdürebilmek bu davranışlarla mukayese edilebilir mi?  İnsanlar hem sağlıklı olmak hem keyiflerinden ödün vermemek için bu şekilde davranabilmektedir. ‘Kahvemi içerim ama sağlığıma dikkat ederim’ düşüncesi aslında dramatik bir kopamayışı sergilemektedir. Aynı şekilde gerçek bir şekilde sevmeyen ancak birey olamamış ve çeşitli zevklerinden kopamamış kişiler aşk olmasa bile ilişkiyi sürdürebilmeyi bir tür bağlantıda kalma durumu olarak görmektedir. Bu durumun altındaki bir diğer faktör kişinin cinselliğe ulaşmak istemesinin yanısıra bunun legal ve meşru bir şekilde yapılması zorlantısıdır. Kişi hem biriyle beraberlik ister hem toplumun onu dışlamamasını ister. Bir nevi ilişkinin devamlılığı daha çok ikinci saydığım nedene bağlıdır. İlginç bir çalışmanın sonucunda ise batıda görücü usulü evliliklerin arttığı tespit edilmiş. Bu durumu biraz irdeley...

Şikayet Etmeyi Bir Ay Bırakma Deneyi

Sızlanıp durmayı hayatınızdan tamamen çıkarsanız yaşamınız ne kadar değişirdi? Mümkün müdür bu?         “Yapılması gereken yalnızca şikayet edip durmayı bırakmak, bu kadar basit.” Gerçekten de o kadar basit mi peki? Şikayet etmek neden bu kadar kötü ki hem?         Sızlanmak doğamızda var. Araştırmalara göre, sıradan bir diyalogda bile iki taraf da hemen hemen her dakikada bir yakınmada bulunuyor.  Bunun toplumsal bir sebebi var. “İnsanları, ortak bir memnuniyetsizlikten daha güçlü şekilde bir arada tutan bir şey yoktur.” diye ifade ediyor Traver Blake. “Olumsuz bir paydada buluşmak, arkadaşlık ve iletişim kurmanın en basit yoludur.”        Evrimsel geçişler bizi meşru müdafaamızı yapabilmek adına olumsuzluğa odaklanmamızı sağlıyor. “Bize zarar verebilecek ve öldürebilecek bir şeyle karşılaştıkça, ona karşı gardımızı almaya programlanıyoruz.        ”Fakat tüm o mızmızlanmaların da bir bed...