Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tek Başına Yürünecek Yollar

Yaratılıştan ya da her neye inanıyorsan o tarihten günümüze kadar insanların bir ve beraber yaşama isteği nereden gelmekte? Neden bir dağ başında bir gün olsun yalnız kalmak kulağa çok tehditkar geliyor? Onu geçtim kendinize ait evde bir süre yalnız kalmak neden kötü hissettiriyor? Neden 40 yıllık eşi ölen adam 40'ı dolmadan yalnızlığa sövüyor, eşine beni neden yalnız bırakıp gittin diyor? Hayatta o kadar eşik var ki aşılması gereken. Bu örnekleri çok fazla artırabiliriz ama asıl amacımızdan şaşmamak gerektiğini düşünüyorum. Güzel bir laf vardır 'hayatta bütün oyuncaklar senin olamaz' diye. İsteklerimiz çok fazla, düşününce kendimizden, ailemizden, yaptığımız uğraştan, uyandığımız yeni bir günden bile bir sürü isteğimiz oluyor. Unutmamak lazım bazı anlar bütün yollar kapanır ve çıkmaz sokağın başında çaresiz beklemen gerekir. İşte tam bu noktada hayat çizgimiz oluşmaya başlamakta. Şöyle bir düşünün hepimizin aklında 'keşke o zaman şöyle yapsaydım' dediğimiz bir torb...

Seni Gerçekten Kim Sevebilir?

     Eric Fromm "Yalnız kalma potansiyeli olmayan insan gerçekten sevemez" der. Bu cümleden çıkarılacak çok fazla anlam var ancak burada kastedilen durum yalnız kalmayı başaramayan bir insan başkalarına ihtiyaç duyar. Sürekli olarak başkaları etrafında var olsun ki yalnızlığı bir perdeyle kapatılmış olsun. Gerçek bir şekilde yalnız kalamayan insan bazen bu durumun farkında bile olmadan bu durumdan uzaklaşmak için yollar arar. Sürekli bir etkinlik çabası ya da kısa süreli ikili ilişkilerin çokluğu bu duruma örnek olabilir.        Tam olarak bu noktada kendimize dönüp bakmamız gerekiyor ve daha sonrasında ise hayatımızdaki insanlar neden var. Hayatımızdaki insanları gerçekten sevdiğimiz için mi hayatımıza alıp değer veriyoruz ya da o an boşluk dolsun diye mi onları hayatımıza adapte ediyoruz. Diğer türlü düşünmek gerekirse bizi hayatına alan insanlar neden aldılar. Bizden istenilen tam olarak bu noktada ne? Bu konular üzerine düşünüp sağlıklı bir sağaltı...

Ruh/Beden İlişkisi Ne Kadar Gerçekçi?

      Eski zamanlardan günümüze kadar ruh-beden ilişkisi inanç temelli anlatılmaya çalışılmıştır. Bir insanın ruhunun iyi olması bedenine yansıyacağı ve daha iyi bir hayat yaşayacağına işaret olarak algılanmıştır. Yaşarken somut olarak yaptığı kötülüklerin cezasını ise bu dünyada bile olmazsa ruhlar aleminde yaşayacağına dair bir inanç çoğu topluma yerleşmiş durumdadır.       'Ruh var mıdır? Varsa bizi nasıl etkiler? Bedenle senkronize olabilir mi?' sorulara gelmeden önce felsefe tarihinde sıkça rastladığımız ve aslında ruhtan önce varlığı sorgulanan 'Varlık var mıdır? 'Varsa bilinebilir mi?' gibi sorular aslında insanoğlunun ruh/beden ilişkisini hiçbir zaman tam olarak senkron şekilde düşünmediğini göstermekte. Günümüz toplumunda bile kendisini pozitivist gören insanlar ya da inanç olarak inançsızlığı seçmiş insanlar ruhun varlığını gülünç bulmakta ve insanın diğer canlılar gibi yok olacağını düşünmektedir.      Ruh-beden ilişkisi üzeri...

Bir Garip İnsan

     İnsan hangi yaşta ise ondan önceki zamanı yani diğer yaşlarındaki kendini, daha aşağı bir bilinçte algılamaya meyillidir. Bunun nedenine gelirsek eğer; bu davranış tarzında bulunan bir kişi öncelikle geçmişteki hatalarının nedenini o zamanki yanlış olan kendine bağlar ve sorumluluklarından arınmış olur. Diğer bir neden ise suçluluk duygusudur. Suçluluk duygusu insanı rahatsız edebilir. Suçluluğun bir diğer tanımı halk arasında vicdan azabı olarak geçer. Nitekim aralarında belli farklar bulunmaktadır. Vicdan azabı çoğu zaman geri dönüşü olmayan bir durumda hissedilir, suçluluk ise telafi imkanı sunabilir. Gerekli ayrımı yaptıktan sonra insanlar suçluluk duygusunun verdiği rahatsızlıktan kurtulmak için eski yaşantısını şu an var olan yaşantısından bilinç düzeyi daha düşük olarak tanımlar. Ve bunun neticesinde suçlarından sıyrılmış olur.       Zaman üzerine konuşurken son sözü bir filmden alıntıyla bitirelim.      ‘20’li yaşlar güzeldi...