Merhabalar bugün biraz daha toplumdan başlayıp insana gitmek gerektiğini düşünerek yazıyorum. İnsanı etkileyen belli başlı şeyler vardır. Mesela yaşadığı coğrafya, yaşadığı kültür, yaşadığı yerde konuşulan dil, yaşadığı coğrafyanın eğitim seviyesi vs vs.. diye gidiyor liste. Günümüz insanı özellikle bizim ülkemizde şehirleşme hızıyla birlikte son sürat bir şekilde şehirlere yığılmaya başladı. Tabi zannetmeyelim bu şehirleşme çok düzenli ve muntazam bir şekilde oldu. 1990'larda hızlanan köyden kente göçün 2000'lerde daha yoğun olması insanımızın şehirde yaşamayı bilmeden, şehri anlamayı becermeden bir kuyunun içine atlaması gibi gerçekleşti. Bir inanışa göre insan doğduğu, büyüdüğü topraktan ne kadar zıt bir ortamda yaşar ise hem fiziksel hem ruhsal sorunları bu duruma bağlı olarak artabilir. Psikoloji bu durumu kişiye indirgeyerek olaya daha çok bireysel açıdan yaklaşmakta. Sonuçta bireyin değişimi toplumdan daha kolay elbette. Günümüz psikoloji ekollerinde insanın kendini toplumdan ayrı tutarak, sorunlarının çözümünün aslında kendi kendine sağlayacağını düşünmesi(güç içinde saklı metaforu) ve giderek daha çok içe gömülmesi durumu tam olarak bu bakış açısını yansıtmaktadır.
Günümüz şehirleşen insanı tümden olmasa bile bir çok duyguya yabancı bir şekilde yetişmekte. İnsanları yadırgamıyorum bu noktada çünkü kapitalist sisteme göre hepimiz çalışmalıyız hem de hiç bir şey düşünmeden buna kendimizde dahil. Sabah kahvaltısında omlet yenilen ve sıkma portakal suyu içilen amerikan filmleriye büyüyen bir nesil olarak şimdi anlıyorum ki bu hayat bize hedef olarak kondu. İyi yaşam demek herkesin her sabah uyandığı çocukların okula, anne ve babanın koştur koştur işe gittiği bir toplum. Aslında bu hedefe ulaşsak bile çoğumuz yine mutlu olamayabilir. Çünkü bu bize özel bir hayal değil, sanki önümüze konulan ve hadi koş denilen bir yarış.
Mevzu çok dağılmadan ipi tutmalı. Özetle maddi kaygılarla şehre hepimiz yığıldık. Gerçek şehirli insan bile bu yığılmadan dolayı yabancılaşmaya başladı. Ruhsal doyumun yerine her gün biraz daha fazla şekilde maddi kaygılarımız ön plana çıktı ve çıkıyor. Bu zincir nasıl kırılır? Ben nasıl yeniden gerçek ben olurum? Bana kalırsa attığımız en ufak bir adım bile cesaret yoksa anlamsız kalır. Biliyorum yaş ilerledikçe cesaret kırılır, olağan hayatımız daha bağlar bizi ama az biraz cesaretle bir yol aramalı eğer o yol yoksa yeni bir yol yapmalı..
Unutma bu şekilde yaşamaya devam edersek içimizdeki o insana hiçbir zaman ulaşamayacağız.
Yorumlar
Yorum Gönder