Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2023 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bilinçaltı Gerçeklikleri

         BİLİNÇALTI     Kişi bilinçaltında neye inanıyorsa, seçimlerini ona göre yapıyor ve genellikle bunu sorgulama ihtiyacı duymuyor.     Örnek verecek olursak; kendini değersiz hissettiren bir ebeveyn sahibi olan bir çocuk, ikili ilişkilerinde de kendisini ikinci planda konumlandırıyor ve kendini değersiz hissettirecek bir partner seçebiliyor.     -Bu kişiyi seçerken, 'Farkında değildim bu durumun' diyor olabilir.     Bilinçaltı, tanıdık olanı çeker, bir mıknatıs gibi işler. İnsan zihni tanıdık olan durumları seçme konusunda oldukça başarılıdır. İhtimaldir ki orada mutlu değilsiniz ancak orayı biliyorsunuz ve bilmenin güveniyle seçim yapıyorsunuz.     Sisteminiz değersiz hissettirilmeye o kadar alışmıştır ki, seçimlerinizi yaparken bu tür duygulara maruz kalacağınız insanları seçiyorsunuz. 'Şimdi sizden istenilen şey; sizi kötü hissettiren ancak bu kötülüğün derinliğini bilmenin verdiği rahatlığın neden olduğ...

Rahat.

     Rahat Şu kavga bir bitse dersin, Acıkmasam dersin, Yorulmasam dersin; Çişim gelmese dersin, Uykum gelmese dersin; Ölsem desene! Orhan Veli KANIK       İsteklerin ne kadar çok? Ya da kafandaki gelecekle ilgili heveslerin..      Akıp giden zaman içerisinde, içinde yaşadığımız toplum ne kadar istemesekte bize kendi DNA'sını işler. Gün geçtikçe eskiden önemsemediğimiz şeyleri önemsemeye başlar aslında başkalarının hayalleri olan şeyleri kendi üzerimize yakıştırmaya kalkarız.     Herkes için yaşanılan zaman denk değil. Bununla birlikte isteklerimizde denk değil. Toplumdaki aynılaşma o kadar artmış durumdaki aynı şeyi ihtiyacı olmadığı halde isteyen insan sayısı giderek artmakta. Marka giysiler, ısırılmış elmalı bir telefon, isminin çok havalı yazıldığı bir bardak içerinde sana sunulan kahve..     İlk yapmamız gereken 'Zaman' kavramı çerçevesinde isteklerimizi hayatımıza anlam katacak noktaya çekmek. Telefon mu is...

Şikayet Etmeyi Bir Ay Bırakma Deneyi

Sızlanıp durmayı hayatınızdan tamamen çıkarsanız yaşamınız ne kadar değişirdi? Mümkün müdür bu?         “Yapılması gereken yalnızca şikayet edip durmayı bırakmak, bu kadar basit.” Gerçekten de o kadar basit mi peki? Şikayet etmek neden bu kadar kötü ki hem?         Sızlanmak doğamızda var. Araştırmalara göre, sıradan bir diyalogda bile iki taraf da hemen hemen her dakikada bir yakınmada bulunuyor.  Bunun toplumsal bir sebebi var. “İnsanları, ortak bir memnuniyetsizlikten daha güçlü şekilde bir arada tutan bir şey yoktur.” diye ifade ediyor Traver Blake. “Olumsuz bir paydada buluşmak, arkadaşlık ve iletişim kurmanın en basit yoludur.”        Evrimsel geçişler bizi meşru müdafaamızı yapabilmek adına olumsuzluğa odaklanmamızı sağlıyor. “Bize zarar verebilecek ve öldürebilecek bir şeyle karşılaştıkça, ona karşı gardımızı almaya programlanıyoruz.        ”Fakat tüm o mızmızlanmaların da bir bed...

Yaşatmak İstediğim Ben.

         Var olmaya çalışan bedenimizin bu yolculukta zorlandığı kısımlarda ruhumuz umutsuzca bir hiçlik hissedebilir. Bu his çok tehlikeli sarp bir yolculuğa benzer. Her adımda yaşıyor muyum diye yeni bir reaksiyon göstermemiz gerekir. Yeni bir hayat hayali, yeni bir insana bağlanan umutlar veya daha iyi şartlarda yaşamak için harcanan çaba bunlardan bazıları olarak sayılabilir.        Ruhun ve bedenin yaşadığını hissetmesi için nefes alması gerekir. Hatta evimizi yatak odamızı nasıl havalandırıyorsak ruhumuzu da o şekilde havalandırmalı, ruhu canlandıran ortamlara onu sürüklemeliyiz.       İnsanın bedeninden önce ruhu ölür. Hevesi kaçar, heyecanı yok olur. Şu kısa hayatımızda ruhu diri tutan oksijeni bol ortamlarda bulunmaya çalışmak yaptığımız en doğru hareket olacaktır.        Seni sıkan, nefes almanı zorlaştıran insanlardan, ortamlardan, eşyalardan uzak dur ve biraz cesaretli ol.. 

Aradığınız Kişiye Şuan Ulaşılamıyor.

      Merhabalar bugün biraz daha toplumdan başlayıp insana gitmek gerektiğini düşünerek yazıyorum. İnsanı etkileyen belli başlı şeyler vardır. Mesela yaşadığı coğrafya, yaşadığı kültür, yaşadığı yerde konuşulan dil, yaşadığı coğrafyanın eğitim seviyesi vs vs.. diye gidiyor liste. Günümüz insanı özellikle bizim ülkemizde şehirleşme hızıyla birlikte son sürat bir şekilde şehirlere yığılmaya başladı. Tabi zannetmeyelim bu şehirleşme çok düzenli ve muntazam bir şekilde oldu. 1990'larda hızlanan köyden kente göçün 2000'lerde daha yoğun olması insanımızın şehirde yaşamayı bilmeden, şehri anlamayı becermeden bir kuyunun içine atlaması gibi gerçekleşti. Bir inanışa göre insan doğduğu, büyüdüğü topraktan ne kadar zıt bir ortamda yaşar ise hem fiziksel hem ruhsal sorunları bu duruma bağlı olarak artabilir.        Psikoloji bu durumu kişiye indirgeyerek olaya daha çok bireysel açıdan yaklaşmakta. Sonuçta bireyin değişimi toplumdan daha kolay elbette....