Tanıdığım çoğu insan çok mutsuz çünkü otta-bokta anlam arıyor, sürekli sorguluyoruz hayatı. Ne de olsa farkındalığımız yüksek, yükselttiler. İnternet sitesi kurma işiyle uğraşanlar bilir; ne kadar çok sorgu o kadar yavaş açılan site...
Dümdüz yaşamak lazım biraz.
Bu her şeyde anlam arama meselesi biraz karışık. Bizi bu hale getirenlerin nihai amacı da daha ideal bir insan yaratmak değil. Onlar mükemmel tüketiciyi oluşturmanın peşinde. Anlam arayan, farkındalık oluşturan, farklı olma ihtiyacından kaynaklı para harcayan mükemmel tüketici...
Bir arkadaşım "bana maneviyat lazım" dedi, önce cami gezdi sonra yogaya sardı. İyi gelir sandı, gelmedi ama pantolonu-minderi-kursu-kampı tonla para harcadı.
Eskiler bunalınca pikniğe gider çizgili pijama-atletle otururlardı. Masraf dediğin bakkaldan alınan naylon toptu.
Artık çocuklar bile psikologa gidiyor, 8 yaşındaki sabiye Prozac yazıyorlar utanmadan! Mutlu olmaya kafayı takanların hepsi çok dertli. Bataklık gibi hayat. Özetini Sagopa Kajmer geçmiş; "Çok bildimlik yaparsan çok düşmüşlük yaşarsın. Yok derdimlik yaparsan dert görünce saparsın"
İşin özü, mutlu olmaya çalışmak para, mutsuzluktan kurtulmak para! Terapiler, kurslar, yeni sosyal deneyimler, seyahatler...
Maneviyat dediğin şeye ulaşmak bile para! Ye-iç-sev-dua et diyor ya onun ucu da paraya çıkıyor. Hindistan bileti kaç lira?
Kendini bulmak için sürekli seyahate çıkan insanlar da var.
Yaşanan bir olaydan aklımda şunlar kaldı:
Bir insan düşünün, Burgazada ile başladığı yolun ucu Yeni Zelanda'ya çıktı. Şimdi dönmenin yolunu arıyor, hostelde kalıyor, bulaşık yıkayıp bahşiş kovalıyor. Bilet parası biriktirirse dönecek. Anası bu gezsin diye ev sattı!
Beyaz yakalıydı bu, pandemide izlediği "başka bir hayat mümkün" videolarına kanıp işi-gücü bıraktı. Şimdi bulaşık yıkıyor, daha mı bile, daha mı mutlu? Yok öyle bir şey, köpek gibi pişman. Ne işin var senin dünyanın bir ucunda, iki sokak öteye tostçu açıp mutlu olabilirdi oysa...
Basitleş, mahallenden çıkmadan, has arkadaşlarınla görüşerek, bakkalınla-berberinle dertleşerek mutlu olmaya bak. Olamasan bile kahvaltıda iyi peynir yersin, saçının kesimi hoş olur.
Canın ne istiyorsa yaparsın ama bak bakalım; onca yoldan, eşyadan sonra daha mı mutlusun?
Assos'a yerleşme hayalinden vazgeç, plastik pencereli, alçıpan duvarlı, laminant parkeli kanser evde otururken organik domates kovalama. Az kişiyle görüş, çok dışarı çıkma, çok kitap oku, manzarayı izle ama anlam arama, tadını çıkart. Kasım indirimlerinde marka kovalamayı da bırak, şekle gerek yok...
👏👏👏
YanıtlaSil