Kontrol etmeyi seversin değil mi? Elinden geldiği kadar her şeyi. Her şey kontrolün altında olsun istersin. Çünkü bu duygu sana güven verir, kendini ılık denizlere bırakmış, konfor alanını yaratmış olursun. Ancak sen hala böyle düşünüyorsan, şişko kadın henüz sahneye çıkmadı ve son sözü söylemedi demektir. O son sözü bugün bizim içimizden birisi söylesin. Mesela Ahmet Hamdi Tanpınar. Ne güzel söylemiş değil mi?
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpâre, geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında.
Kendini ne kadar güçlü hissetsen de elde edemeyeceğin o ele avuca sığmaz şey bir yolunu bulur ve sana varlığını bazen acı bazen çok anlamlı şekilde hissettirir. İşte onun adı "Zaman"dır.
Sabah alarmı ile gözlerini açıyorsun, kimilerine göre geç kimilerine göre erken. Aynı hızda akşam tekrar yatıyorsun ve çoğu zaman bitkin. Günlük hayatın o kadar planlı ve tanımlı hale gelmiş durumdaki zaman kavramı senin için iki anlama bürünmüş: "İş yapılan zaman ve boş zaman." 'Boş zamanında ne yaparsın?' denir. Aslında boş zamana sahip olmak çok zordur, hatta imkansız. Boş zamana ulaşan insan bir nevi hiçliğe kavuşmuş demektir. Hiçbir insan yoktur ki düşünmediği ya da bir şey yapmaya meyletmediği zaman olsun. Eski zamanda konar göçer yaşama sahip insanlar zamanı kontrol etmeyi yaşantı tarzını sürekli değiştirerek bulmuştur. Günümüzde aynı evde, aynı odada, aynı günün farklı kopyalarını yaşayarak zamanın sahibi olmaktan çok bağımlısı, kölesi olduğumuz bi gerçek.
Bir başka konu ise 80 yaşındaki kişinin zaman algısı ile 15 yaşındaki kişinin zaman algısı bir olur mu. Ya da 80 yaşındaki yaşanmışlığın verdiği zamana tutsaklık, geçmişe dair pişmanlık birikintisi ruhu sıtma etmeye yetmez mi?
Dünya var olduğundan beri zaman üzeri lakırdılar zaten yeterince var. Bir yenisini buraya ekleyerek başınızı ağrıtıyor olabilirim ancak bazen kendimi zamanın çok içinde, bazen olduğum yerin çok ötesinde hissettiğim için paylaşmak istedim. Herkesin zamanı çok farklı, herkesin saat anlayışı bile çok farklı. Bazıları beş dakikaya oradayım diyerek yarım saat geç kalırken bazıları buluşmaya bir saat öncesinden gitmekte. İsmini hatırlayamadığım bir yazar 'Şarkta bir şey olsun istiyorsan bekleyeceksin, sebat edeceksin, onun ilacı zamandır' demişti. Burdan anlaşılan zamam kavramı coğrafyaya göre bile değişkenlik gösteriyor.
Naçizane fikrim para bulunur, imkanlar yeniden oluşur ya da o en sevdiğin film bi şekilde bir ara izlenir ancak kritik an içinde boşa giden zaman geri dönmüyor. Zamanın kıymetini bilmek için yaşlanmayı beklemeyin. Hayat şuanda kapının dışında akıp gidiyor. Mevzu o hızla giden trene tutunmak istemekte.. Muhabbetle..
Yorumlar
Yorum Gönder