Ana içeriğe atla

İstediklerim benim, istemediklerim sizin olsun.

       Bir insanı bir konuda ikna etmek istiyorsan, tam bu noktada Dale CARNEGİE 'Ona hayır diyemeyeceği üst üste rutin üç soru sorun(Hava ne kadar sıcak değil mi?) ve onun evet demesini sağlayın, iletişimi elinize aldıktan sonra istediğiniz herhangi bir şeye evet demesi olasılığı artacaktır' der. 

    Bazen, bazı durumlarda işler yukarıdaki kadar kolay olmayabilir. Hangi yaşta olursak olalım, insan istediğini elde ettiği zaman mutlu olur. Uzun süre istenmedik şartlar ve istemediği durumlara maruz kalan insanlarda ise tam aksine mutsuzluk hakim olur. 

    Şimdi gelelim bugünkü baş ağrımıza, bir insanı nasıl etkiler, nasıl ikna ederim?


   -İlk olarak somurtkan insanlar hayata 1-0 geride başlar. bu nedenledir ki olabildiği kadar GÜLÜMSE. Bu demek değil her ortamda ağzımız kulaklarımızda gezelim. Hafif bir tebessüm eder gibi dudağımızın havaya kalkması bize bir çok kapı açabilir.

    -Diğer önemli nokta, iletişimde pozitif etkiye sahip olan şey 'İNSANLARA İSMİ İLE HİTAP' . Bu durumda kişi kendisine önem verildiğini hisseder ve ona göre karşılık verir.

    -Başkaları bir şey anlatırken onu öylesine değil gerçekten dinlemek istediğin için 'DİNLE' ve bunun ona hissettir. Konuşan kişinin lafını bölmeden konuşmasını bitirmesini bekle emin ol bunun artısını göreceksin.

    -Sürekli bir şekilde 'KENDİ İSTEKLERİNİZE BOĞMAYIN'  karşı tarafı. Bir soru sorun, bir konu açın ve bu konu karşı taraf için önemli bir konu olsun.

    -Başkalarına onların bu konuda 'YANILDIĞINI' söylemeyin. Çünkü karşı tarafa bu söylediğin yanlış dersek biz anında kendini beğenmiş ve o kişiden kendimizi üstün görmüş olacağız. Her bildiğimizi her yerde ve zamanda söylemek zorunda değiliz.

    -Çok konuşmak önemli bir özellik değil. 'YERİNDE KONUŞMAK ve YERİNDE DİNLEMEK' önemli olan.

    -Yukarıda söylediğim gibi gülümse, isim kullan, dinle, önem ver ve yerine göre konuş kısmı ile bir konuşmaya giriş yaparsak karşılığında elde edilen özgüven ile istediğimizi elde etmemiz daha kolay olacaktır.


    En son olarak iletişimde samimiyet güven kazanmakta başrolü oynamaktadır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kuşakların Bayramı Değerlendirme Şekilleri ve Gelenek Kavramına Bakışları

Tarih boyunca milyarlarca insan yeryüzünde doğmuş, yaşamış ve ölmüştür. Basit bir hesaplama yapmaya çalışan Washington Nüfus Bürosuna göre, M.Ö 190.000 yıl önce yani insanın ortaya çıktığı tahmin edilen süreden günümüze kadar 117 milyar insanın yeryüzünde yaşadığı hesaplanmaktadır. Bu devasa sayı ilk çağlardan itibaren dönemlere ayrılarak anlamaya çalışılmıştır. Günümüze yaklaştıkça sadece tarih dönemlere ayrılmakla kalmamış insanlarda doğum tarihlerine göre isimlendirilmeye başlanmıştır. Son 100 yıllık sürece bakarsak eğer; Sessiz Kuşak(1928-1945), Bebek Patlaması Kuşağı(1946-1964), X Kuşağı(1965-1980), Y Kuşağı(1981-1996), Z Kuşağı(1997-2012), Alfa Kuşağı(2013-2024) ve Beta Kuşağı(2025-2039) olarak kuşakların isimler aldığı görülmektedir. Bu saydığımız kuşakların tarih aralığına baktığımızda bir çoğumuz her kuşaktan bir takım insanlarla denk gelmiş durumdayız. Bu insanların yaşına ve doğum zamanına göre olayları anlamaları ve değerlendirme şekillerinin çok farklı olduğunu görmekteyiz...

Kafeinsiz kahve, Laktozsuz Süt, Aşksız Evlilik.

 İnsanlar bazen kafeinsiz olarak kahveyi tüketmeyi ve laktozsuz olan sütü kullanmayı tercih etmekte. Peki aşksız bir şekilde ilişkiyi sürdürebilmek bu davranışlarla mukayese edilebilir mi?  İnsanlar hem sağlıklı olmak hem keyiflerinden ödün vermemek için bu şekilde davranabilmektedir. ‘Kahvemi içerim ama sağlığıma dikkat ederim’ düşüncesi aslında dramatik bir kopamayışı sergilemektedir. Aynı şekilde gerçek bir şekilde sevmeyen ancak birey olamamış ve çeşitli zevklerinden kopamamış kişiler aşk olmasa bile ilişkiyi sürdürebilmeyi bir tür bağlantıda kalma durumu olarak görmektedir. Bu durumun altındaki bir diğer faktör kişinin cinselliğe ulaşmak istemesinin yanısıra bunun legal ve meşru bir şekilde yapılması zorlantısıdır. Kişi hem biriyle beraberlik ister hem toplumun onu dışlamamasını ister. Bir nevi ilişkinin devamlılığı daha çok ikinci saydığım nedene bağlıdır. İlginç bir çalışmanın sonucunda ise batıda görücü usulü evliliklerin arttığı tespit edilmiş. Bu durumu biraz irdeley...

Merhamet Eksiği Olan Bir Süperegoya Sahip Olmak

    Bir insanın yaşadığını nasıl anlarız? En amiyane tabirle, nefes alıp veriyorsa ve hareket ediyorsa, nabzı tepki veriyorsa, o insan yaşamakta deriz. Konuya “yaşamak” kavramıyla girme nedenim; acaba gerçek manada bu hayatı yaşıyor muyuz? Ya da bazı filozof ya da bilim adamlarına göre bir yanılsama içinde miyiz? Bu soruların cevabını büyük ihtimalle insanoğlu var olduğu sürece merak etmeye devam edeceğiz. Ben bugün biraz daha kolay olanı seçiyorum; yeryüzünde nefes alan, nabzı atan her insanı ve kendimi gerçek bir hayatın içinde var olduğunu düşünüyorum. Ne şekilde kabul edersek edelim, insanoğlu her yönüyle çok katmanlı bir yaşam metaforu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ben bugün bu katmanlara yapısal bir alandan bakarak yazımın başlığına dönmek istiyorum:  Merhamet eksiği olan bir süperego varlığı... Her ne tarafa dönsek, insanların faydacı, çıkarcı ve bencil varlıklar olduklarına dair şikâyetlerle karşılaşmaktayız. İnsanlar için işin kolay yanı, evinin önündeki pisliği ...