Ana içeriğe atla

Tahterevallide Hayatlar(Bipolar Bozukluk)

    İnsan vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürl!     


        8 yaşında evinizin yakınındaki parkta oyun oynadığınızı düşünün. Salıncak, kaydırak, tahterevalli gibi bir sürü alet arasından her insanın bir tercihi vardır. Bugün biz tahterevalliye biniyoruz ve karşımızdaki kişinin beynimizin içi olduğunu düşünüyoruz. Emin olun her defasında ya biz ağır geleceğiz ya da beynimiz. Eğer bedenimiz ağır geliyorsa duygularımızın kelepçesini kırmak daha kolay hale gelir. Beynimiz ağır basıp bizi etkisi altına aldığında yapacağımız herhangi bir hareket tahterevalliden inmemize yardımcı olmayacaktır. Bu metafordaki asıl amaç insanın her zaman için ruh hali ve beyin dengesini sağlamakta zorluk çekmesi. Ancak her insan kendi hayatına dair çeşitli maskelere sahip olduğu için değişen duygu durumlarını absorbe edebiliyor. Gelişen ve değişen dünyamızda insana etki eden uyarıcılar arttığı için psikolojik rahatsızlıklar gittikçe artıyor ve çeşitlilik gösteriyor. Günlük hayat içerisinde duygu durumunu yeterince kontrol edemeyen ya da duygularını absorbe etme noktasında sıkıntı yaşayan insanlara çokça denk gelmiş olabiliriz. Bu tip davranışların en büyük özelliği çevredeki insanlar tarafından çok kolay anlaşılmasıdır. Bazen aşırı derecede mutlu, bazen yoğun şekilde melankolik bir yapıda oldukları için bu tip insanlar çok çabuk toplumdan ayrışır. Ayrışan ve kendini farklı bir noktada bulan insana isim koyma konusunda toplum çok mahirdir. 'Psikolojin mi bozuk?', 'Depresyonda mısın?', derken tanıya ihtiyaç kişiye sirayet edebilir. 'Tanı almanın rahatlığı' diye bir durum her olumsuzluk yaşayan insanda mevcuttur ve 'Bipolar' olduğunu öğrenen kişi eğer sonunda ölüm yoksa bir iç rahatlığı yaşayacaktır.



        Bipolar bozukluk yüksek seviyedeyken kişi aşırı hiperaktif ve mutlu hissedebilir ya da dış dünyaya kendini kapatıp işin sonunda intihar etmeyi bile düşünebilir. Yoğun yaşanmayan bipolar bozukluklarda yılda bir kaç kez duygu durum atakları yaşanabilir. İlk yaşanan atağın başlangıç noktası bipolar bozukluğun belirleyici unsuru olmaktadır. Depsesif olarak gerçekleşen ilk ataklar, alkol ya da madde bağımlılığı durumları gibi belirleyici unsurlar varsa bipolar bozukluk tespiti zorlaşır.

        Başlıca nedenleri kişinin aile öyküsü, çevresel faktörler, psikolojik dayanıklılık seviyesi gibi unsurlardır. Aile bu noktada hem rahatsızlığın çıkışı hem de tedavi aşamasında etkili bir basamaktır. Rahatsızlığı yaşayan kişi kendini iyi veya kötü olarak tanılamakta zorluk yaşayabilir. Bu nedenle ona ikinci bir göz olacak aile bireyleri kişi için çok önem atfetmektedir. Kişi atak yaşamadığı zamanlar normal hayatına devam noktasında sıkıntıya uğramaz. Tedavi yöntemleri için antipsikotik ve antidepresan ilaçlar ile yola devam edilmektedir. İlaç kullanımının asıl amacı duygu dengeleyici olarak atak yaşanmadan önce önlem almaktır.

        Günümüz dünyasında insanlarla kurulan sağlıklı iletişimin ve kişinin ideal-öz benlik dengesini sağlamasının önemi çok artmıştır. Çok katmanlı ve dışarıdan gelebilecek çok fazla etkiye açık bir insanlığın hayatına yeni yeni rahatsızlık türleri girmekte ve giderek artmaktadır. Bipolar bozukluk örneğinde görüldüğü gibi kurulan ilişkilerden doyum ve denge sağlanarak dönüt alınmazsa sonrası için insanın ruh hali dengesizleşebiliyor ve kişi otokontrolü kaybedebiliyor. Hepimizin hayatında bir tahterevalli kısmı vardır. Bunun olması olağan bir durum ancak tahterevallinin dengesi hep bir yönde uzun süre kalırsa hayatın akışı bozulur ve hayat eskisi gibi zevk vermeyebilir. Hepimizin ruh halinin bize en iyi gelecek şekilde olması dileğiyle..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Merhamet Eksiği Olan Bir Süperegoya Sahip Olmak

    Bir insanın yaşadığını nasıl anlarız? En amiyane tabirle, nefes alıp veriyorsa ve hareket ediyorsa, nabzı tepki veriyorsa, o insan yaşamakta deriz. Konuya “yaşamak” kavramıyla girme nedenim; acaba gerçek manada bu hayatı yaşıyor muyuz? Ya da bazı filozof ya da bilim adamlarına göre bir yanılsama içinde miyiz? Bu soruların cevabını büyük ihtimalle insanoğlu var olduğu sürece merak etmeye devam edeceğiz. Ben bugün biraz daha kolay olanı seçiyorum; yeryüzünde nefes alan, nabzı atan her insanı ve kendimi gerçek bir hayatın içinde var olduğunu düşünüyorum. Ne şekilde kabul edersek edelim, insanoğlu her yönüyle çok katmanlı bir yaşam metaforu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ben bugün bu katmanlara yapısal bir alandan bakarak yazımın başlığına dönmek istiyorum:  Merhamet eksiği olan bir süperego varlığı... Her ne tarafa dönsek, insanların faydacı, çıkarcı ve bencil varlıklar olduklarına dair şikâyetlerle karşılaşmaktayız. İnsanlar için işin kolay yanı, evinin önündeki pisliği ...

Kafeinsiz kahve, Laktozsuz Süt, Aşksız Evlilik.

 İnsanlar bazen kafeinsiz olarak kahveyi tüketmeyi ve laktozsuz olan sütü kullanmayı tercih etmekte. Peki aşksız bir şekilde ilişkiyi sürdürebilmek bu davranışlarla mukayese edilebilir mi?  İnsanlar hem sağlıklı olmak hem keyiflerinden ödün vermemek için bu şekilde davranabilmektedir. ‘Kahvemi içerim ama sağlığıma dikkat ederim’ düşüncesi aslında dramatik bir kopamayışı sergilemektedir. Aynı şekilde gerçek bir şekilde sevmeyen ancak birey olamamış ve çeşitli zevklerinden kopamamış kişiler aşk olmasa bile ilişkiyi sürdürebilmeyi bir tür bağlantıda kalma durumu olarak görmektedir. Bu durumun altındaki bir diğer faktör kişinin cinselliğe ulaşmak istemesinin yanısıra bunun legal ve meşru bir şekilde yapılması zorlantısıdır. Kişi hem biriyle beraberlik ister hem toplumun onu dışlamamasını ister. Bir nevi ilişkinin devamlılığı daha çok ikinci saydığım nedene bağlıdır. İlginç bir çalışmanın sonucunda ise batıda görücü usulü evliliklerin arttığı tespit edilmiş. Bu durumu biraz irdeley...

Şikayet Etmeyi Bir Ay Bırakma Deneyi

Sızlanıp durmayı hayatınızdan tamamen çıkarsanız yaşamınız ne kadar değişirdi? Mümkün müdür bu?         “Yapılması gereken yalnızca şikayet edip durmayı bırakmak, bu kadar basit.” Gerçekten de o kadar basit mi peki? Şikayet etmek neden bu kadar kötü ki hem?         Sızlanmak doğamızda var. Araştırmalara göre, sıradan bir diyalogda bile iki taraf da hemen hemen her dakikada bir yakınmada bulunuyor.  Bunun toplumsal bir sebebi var. “İnsanları, ortak bir memnuniyetsizlikten daha güçlü şekilde bir arada tutan bir şey yoktur.” diye ifade ediyor Traver Blake. “Olumsuz bir paydada buluşmak, arkadaşlık ve iletişim kurmanın en basit yoludur.”        Evrimsel geçişler bizi meşru müdafaamızı yapabilmek adına olumsuzluğa odaklanmamızı sağlıyor. “Bize zarar verebilecek ve öldürebilecek bir şeyle karşılaştıkça, ona karşı gardımızı almaya programlanıyoruz.        ”Fakat tüm o mızmızlanmaların da bir bed...